İçeriğe geç

Enzim nerede var ?

Enzim Nerede Var? Bir Sırrı Keşfetmek Üzerine

Bazen bir şeyin ne kadar basit olduğu, ne kadar derinleşebileceğini anlamamız zaman alır. Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, hiç beklemediğim bir anı, bir his, bir keşif yaşadım. O gün, hayatımda en son düşündüğüm şeyle ilgili bir şey öğrendim: Enzim. Hadi, baştan anlatayım, çünkü bu hikâye sadece bir molekülün değil, duyguların, hayal kırıklığının ve keşfin de öyküsüdür.

Bir Sonbahar Günü, Kayseri’nin Soğuk Sokakları

O gün sabahı hatırlıyorum. Kayseri’nin sonbahar rüzgârı burnuma çarpıyor, yapraklar yere düşüyordu. Biraz da üzgündüm. Anlatmak gerekirse, aslında çok değil, birkaç gündür kafamda bir şeyler eksikti. Yaşadığım hayal kırıklığını tanımlamak zordu. Herkes gibi, o dönemde ben de iş ve yaşam arasında sıkışıp kalmıştım. Hayatımın ne yöne gittiğini, kimseye açıklayamıyordum. Sevgilimle aramızda bir soğukluk vardı, annemle de aynı şekilde. Kimseye tam anlamıyla ulaşamıyordum, kimse beni tam anlamıyla dinlemiyordu.

O sabah, Kayseri’nin o tipik kısık güneş ışığı altında, tüm bu sıkıntılarımı kafamda düşünerek yavaşça yürüyordum. “Biraz daha ilerleyeyim, belki bir şey değişir,” diye düşündüm. Tam bu sırada, bir küçük kafe dikkatimi çekti. Burası, sokakta her zaman gördüğüm ama hiç girmediğim bir yerdi. İçeri girmekte tereddüt ettim, ama bir şeyler içmeden bu havada yürüyemezdim. Biraz sıcaklık, biraz samimiyet, belki ruhumu biraz olsun rahatlatır diye düşündüm.

Kafede Bir Sohbet, Bir Keşif

Kafeye girdiğimde, içerisi neredeyse bomboştu. Bir köşe masasında oturan yaşlı bir adam dikkatimi çekti. O kadar sakin bir hali vardı ki, içeri girdiğimi fark etti bile. Önümdeki menüyü karıştırırken, garson genç kız geldi ve bana bir kahve önerisi sundu. “Americano mu istersiniz, yoksa Türk kahvesi mi?” dedi. Yine kafam karışıktı ama o an ne yediğimi bile düşünmüyordum. Bir şey içmeliydim, ama ne?

Derken, yaşlı adamla göz göze geldim. Sadece birkaç saniyelik bir bakışma oldu ama bana sanki bir şeyler anlatıyordu. Hemen kalkıp yanına gitmedim, önce biraz daha kafamda toparlanmaya çalıştım. Ama sonra bir şeyler değişti. O adamın gözlerinde bir huzur vardı, bir derinlik. O an fark ettim ki, yaşlı adam bana sesleniyor: “Yanıma otur, bir çay iç.” diye.

İçeri girdiğimde fark etmediğim bir şey vardı: Hayatın hızla akıp gitmesine rağmen, bazı insanlar gerçekten anı yaşıyorlardı. O yaşlı adamın karşısına oturduğumda, birden her şey durdu. Bir an her şey sessizleşti, zihnimdeki karışıklık, ruhumdaki gürültü bir anda yok oldu.

O esnada konuştuk. Bu yaşlı adam aslında eski bir biyologdu, enzimlerden bahsediyordu. Evet, enzim. Aslında o kadar basit, bir molekül, ama o kadar derin bir anlam taşıyor ki. “Biliyor musun,” dedi, “enzimler vücudunun her yerinde var. Hem en zor hem de en basit işlevleri yerine getiren, o kadar önemli bir şey ki.”

Bunları söylediğinde bir şeyler kıpırdadı içimde. Enzimlerin vücutta nasıl çalıştığını, onlara nasıl ihtiyaç duyduğumuzu anlamaya başladım. Duygularım gibi, her şeyin bir sebebi, bir işlevi var, değil mi? Hangi hücrede hangi enzim çalışıyor, hangi adımı atıyor? Vücut tıpkı bir makine gibi. Ve ben, bir yanda “hayatımda ne eksik?” diye düşünürken, diğer yanda ruhumun içinde de çok fazla enzim çalışıyordu, farkında olmadan.

Enzim, Ben ve Yaşam

O yaşlı adamla yaptığım kısa ama derin sohbetin ardından kafeden çıkarken, daha önce düşünmediğim bir şekilde hayatı gözlemlemeye başladım. Enzimlerin biyolojik dünyadaki rolü gibi, ben de hayatımda tam olarak hangi işlevi yerine getiriyordum? Benim hayatımda hangi “enzim” çalışıyordu, hangi reaksiyonları tetikliyordu?

Kayseri’nin o soğuk sokaklarında yürürken, aklıma annem geldi. Onun hep vücudunda çetin mücadeleler verdiğini ve enzim testleri yaptırdığını hatırladım. Ama ona hep ne kadar “güçlü” olduğunu söylerdim. Fakat belki de enzimlerin çalıştığı kadar, duygusal olarak da insanın içindeki şeyler önemlidir. Belki de annem o kadar güçlü değildi. Belki de bizler, vücudumuzdaki enzimler gibi, bazen yavaşlayıp kendimizi iyileştirmeye ihtiyaç duyuyorduk.

Kafede öğrendiğim bir başka şeyse şuydu: Bazı şeyleri değiştirebilmek için hayatın kendisinden bazen uzaklaşmak, bir mola vermek gerekiyor. Enzimlerin vücudumuzdaki rollerini düşündüm; onlar, her şeyin doğru gitmesini sağlamak için çalışıyordu. Peki, ben de öyle değimliydim? Benim de bazen durmam, hayatımı gözden geçirmem, içimdeki enzimleri doğru şekilde çalıştırmam gerekmiyor muydu?

Sonuç: Bir Keşif, Bir Başlangıç

O gün, Kayseri sokaklarında yürürken, yıllardır kaybolduğum şeyi, kendi içimde buldum. Enzim testlerinin ne kadar önemli olduğunu anlamış olabilirim, ama aslında bir insanın içinde, ruhunda da başka bir “enzim” var. Duygusal reaksiyonlarımız, içsel mücadelelerimiz, kalp kırıklıklarımız ve sevinçlerimiz – hepsi birer kimyasal reaksiyon gibi çalışıyordu.

O yaşlı adamın bana söylediği bir cümleyi hâlâ unutamıyorum: “Hayat, bazen bir enzim gibi, sen farkında olmadan çalışır. Ama onlara nasıl yön vereceğini öğrenmen gerek.” Bunu o kadar doğru buldum ki, gerçekten de bazen tüm yaşadığımız karmaşaya rağmen, enzimler gibi işlerimiz ve duygularımız doğru şekilde akar. Yeter ki, durup bir bakış açısı kazanalım.

İşte, o günden sonra, her şey daha anlamlı bir hal aldı. Ben de hayatımda çalıştırmam gereken enzimleri bulduğumda, nihayet doğru şekilde işlerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
piabellacasino