Türkiye Ne Zaman Demokratik Oldu? (Ve Benim İçsel Çelişkilerimle Birlikte)
Herkesin hayatında bir “demokratik olma” anı vardır ya, hani böyle aniden fark edersin, “Vay be, demokrasiye ne kadar da yakınmışım!” O anı bulmak bazen birkaç yüz yıllık tarihi arka planda aramak kadar zor olabiliyor. Bir yanda bir kahve içip, “Demokrasi nedir, ne zaman geldi?” diye düşünen bizler, diğer tarafta gerçekten bir halkın iradesinin hüküm sürdüğü, tartışmasız adaletin sağlandığı bir ortamda yaşamaya çalışan insanlar… Ama biz de biraz kendimizle dalga geçip, “Türkiye ne zaman demokratik oldu?” sorusunu komik bir şekilde ele alalım, ne dersiniz?
Demokrasi ve Kafamda Şekillenen Felsefi Savaş
Düşünsenize, İzmir’de arkadaş grubumla oturuyorum. Elimde bir kahve, bir el telefonumda Twitter açık, o an sokakta yürüyen kedilere bile demokrasi dersi verebileceğimi düşünüyorum. Her şey normal. Tam o sırada biri “Ya, Türkiye ne zaman demokratik oldu?” diye sordu.
İçimde bir fırtına kopuyor. “Demokratik olmak mı? Sadece bir anlık illüzyon değil mi bu?” diyorum kendi kendime. Ama tabii, şunu biliyorum: Demokrasi, insanlara sesini duyurma hakkı verir. Ama şunu da hatırlıyorum ki… Türkiye’de bu hak, bazen ‘Sesini biraz açar mısın?’ noktasına gelebiliyor. Bir bakıyorsun ki, demokrasiyi tartışırken, “Şu an biraz gerginsin, düş bir kahve iç” diyerek ortamı yatıştıran ben!
Demokrasiye adım atmak, bazen “Kahvaltıda simit mi, börek mi?” sorusunu tartışmak kadar basit olabilir. Ama bazı anlar vardır, o anlarda bütün tarih boyunca ilerlediğin yolun anlamı sorulur. Türkiye ne zaman demokratik oldu? Belki de her şey, 1950’lerde tek parti döneminden sonra gelen çok partili sisteme geçişle başlamıştır. Ama yine de, tam anlamıyla demokrasiye adım atmak, bazen sandıkta bir oy kullanmak kadar basit değildir.
1950 ve Sonrası: Bir Oyun, Bir Tiyatro, Bir Kahkaha
Benim için Türkiye’nin demokrasiye adım atması, 1950’de çok partili hayata geçişle başlamış olabilir. Ama esas mesele şudur: “Demokrasi dediğin şeyde bazen gerçek anlamda bir oyun vardır.” Sandığa gitmek, tek bir kararı vermek gibi gözükse de, arka planda her zaman bir tiyatro gösterisi vardır. Bunu çok sevdiğim bir arkadaşım şöyle anlatmıştı:
Arkadaşım: “Ya, biz demokrasiyle büyümedik ki! Ben en fazla anketlerde ‘Şimdi ne yapalım?’ diye karar verdim.”
Ben: “Hah, işte bu kadar! Demokrasi de zaten bir anket gibi. Gibi diyorum, çünkü bazen ‘hayır’ dediğinde de seni dinlemiyorlar.”
Tabii bu tür esprili yaklaşımlar, demokrasiyi sorgulayan cümleler kurarken hiç de içimden gelmiyor değil. Ama ne yapalım, azıcık mizah hayatı taşır.
“Benim İçimdeki 12 Eylül” ve Demokrasi Arayışı
Tabii, demokrasiyi bulmanın yolu her zaman düz bir yol değil. Tıpkı 12 Eylül dönemi gibi, bazen hepimizin içinde bir “askeri darbe” korkusu vardır. Hani diyorlar ya, “Demokrasi gelişiyor ama içindeki askeri darbe, hala iş başında.”
Bir gün arkadaşım bana şunu demişti:
Arkadaşım: “Türkiye’de demokrasi bu kadar gelişmişse, neden bu kadar karışık? Hiçbir şey net değil.”
Ben: “Aslında, netlik bazen demokrasiye zarar verir. Bazen kararsızlık, demokrasinin en güzel hali olabilir. Tıpkı biz İzmir’de, ‘Çıkalım mı, çıkmayalım mı?’ kararsızlığında kaldığımızda olduğu gibi…”
Gerçekten de, bazen demokrasi, kafada çelişkilerin en güzel şekilde birleştiği yer olabilir. Hatta bazen o kadar rahat hissedersiniz ki, bir karar veremezsiniz. “Bakalım yarın ne olacak?” diyerek hayatı izlersiniz. Belki de demokrasi, tam olarak bu belirsizlikte saklıdır.
Sonuçta… Demokrasi İçin Son Sözler
İzmir’de bir kafenin köşesinde otururken düşündüm: Türkiye ne zaman demokratik oldu? Acaba gerçekten her şey, hepimizin ağzından çıkan bir ‘Evet!’le mi başlamıştı? Belki de demokrasi, sadece bir oyun değildir. Bazen o bir süreçtir, bazen de bir yolculuk. Bunu anlamak, yaşamak ve fark etmek gerekiyor.
Demokrasi, belki de bizim hepimizin içinde bir parça; her kahve sohbetinde, her sokak köşesinde, her gülüşte. O yüzden Türkiye ne zaman demokratik oldu sorusuna verilecek tek bir cevap yok. Belki de her zaman olmuştur, sadece biz bazen bunu görmekte zorlanıyoruz.
Ve evet, bazen kendime de soruyorum: “Benim demokrasi anlayışım, gerçekten ne zaman başladı?” Ama galiba, bu da bir tür mizah değil mi?