Tuğyan Nedir? Sınırları Aşan Duyguların, Düşüncelerin ve Hayatın Küçük Taşkınlıklarının Hikâyesi
Bazı kelimeler vardır, duyunca insanın aklına hemen ciddi bir kitap kapağı, eski bir sözlük ya da ağır bir sohbet ortamı gelir. “Tuğyan” da biraz böyle bir kelime. İlk duyduğumda açıkçası kafamda eski bir film sahnesi canlandı: Bulutlar kapkara olmuş, fonda dramatik bir müzik çalıyor, biri de elini havaya kaldırıp “Artık tuğyan etti!” diye bağırıyor. Sonra düşündüm, acaba günlük hayatta bizim de küçük küçük tuğyan anlarımız olmuyor mu?
Mesela İzmir’de sıcak bir yaz günü düşünün. Saat öğlen iki. Güneş tepede, kaldırım adeta tost makinesi gibi çalışıyor. Ben dışarı çıkmışım, arkadaşım mesaj atmış:
“Beş dakikaya oradayım.”
İzmir’de “beş dakika” kavramının bazen matematikte karşılığı olmadığını bilirsiniz. O beş dakika uzar, uzar, uzar… Ben de bir kafede oturup beklerken içimden şöyle geçiririm:
“Tamam, sakin ol. İnsan bekler. Dünya dönüyor.”
Aradan kırk dakika geçer.
İç sesim:
“Dünya dönüyor da benim sinir sistemim kendi ekseninde tur atıyor.”
İşte bazen insanın içinde biriken sabrın, öfkenin, heyecanın veya başka bir duygunun normal sınırları aşması hâli, tuğyan kavramıyla anlatılır.
Tuğyan Nedir? Kelimenin Anlamına Yakından Bakalım
Değerli Seci takipçileri, bu yazımızda “Tuğyan nedir” ile ilgili sık sorulan soruları yanıtlıyoruz.
Tuğyan nedir? sorusunun en temel cevabı; taşmak, sınırı aşmak, aşırıya gitmek ve kontrol edilemeyen bir noktaya ulaşmak anlamına gelir. Kelime genellikle güçlü duygular, davranışlar veya insanın haddini aşması gibi durumları anlatmak için kullanılır.
Aslında kelimenin içinde bir hareket vardır. Durgun bir göl gibi değildir tuğyan. Daha çok yatağından çıkan bir nehir gibidir. Normalde sakin akan bir şeyin bir anda kabarıp çevresini etkilemesi gibi düşünebiliriz.
Günlük hayatta bunu farklı şekillerde görebiliriz:
Bir insanın öfkesinin kontrolden çıkması…
Bir kişinin aşırı gurura kapılması…
Bir isteğin ölçüsüz hâle gelmesi…
Bir duygunun insanı yönetmeye başlaması…
Bunların hepsi bir anlamda tuğyan kavramıyla ilişkilendirilebilir.
Ama burada küçük bir ayrıntı var. Tuğyan sadece sinirlenmek değildir. Çünkü hepimiz bazen sinirleniyoruz. Ben de sabah kahvemi içmeden konuşmaya çalışan insanlara karşı içimde küçük bir volkan taşıyorum. Fakat bu volkanın patlayıp şehri kaplaması başka bir şey, sadece biraz duman çıkarması başka bir şey.
İnsan Neden Tuğyan Eder?
İnsanın sınırları vardır. Sabır sınırı, mutluluk sınırı, stres sınırı… Her insanın görünmeyen bir kapasitesi bulunur.
Bazen bu kapasite dolar.
Biriken işler, çözülemeyen problemler, bastırılan duygular ve sürekli ertelenen düşünceler zamanla büyür. Sonra küçücük bir olay, büyük bir tepkiye dönüşebilir.
Örneğin telefon şarjınız yüzde ikiye düşer. Normalde “Şarjım bitti galiba” dersiniz. Ama o gün zaten iş stresi vardır, trafik yoğundur, uykusuzsunuzdur.
Telefon kapanır.
Ve beyniniz:
“Bugün bütün elektronik cihazlarla kişisel bir savaş başlatıyorum.”
noktasına gelebilir.
Tabii burada biraz kendimle dalga geçmem gerekiyor. Çünkü bazen insanın kendi hayatındaki küçük sorunları büyük bir destan gibi anlatma yeteneği gerçekten şaşırtıcıdır.
Arkadaşım bir gün bana:
“Sen bir şeyi düşünmeye başladığında neden üç sezonluk dizi senaryosuna çeviriyorsun?”
demişti.
Haklıydı.
Bir mesajın sonuna nokta koyulsa:
“Acaba bana kızdı mı?”
Bir mesajın sonuna gülen emoji konsa:
“Acaba fazla mı neşeli göründüm?”
Beynim bazen küçük bir olayı alıp yönetmen koltuğuna oturuyor. İşte insanın kendi içinde yaşadığı bu aşırılıklar da bazen tuğyan kavramını anlamaya yardımcı olur.
Gündelik Hayatta Küçük Tuğyan Örnekleri
Tuğyan deyince sadece büyük ve dramatik olayları düşünmek kolaydır. Oysa hayatın içinde daha küçük örnekleri de vardır.
Sabah Alarmına Karşı Verilen Büyük Mücadele
Sabah alarm çalar.
İlk alarm:
“Beş dakika daha uyuyayım.”
İkinci alarm:
“Tamam kalkıyorum.”
Üçüncü alarm:
“Hayat zaten zor, biraz daha dinlenme hakkım var.”
Beşinci alarmdan sonra ise insan kendi kendine kızmaya başlar.
“Ben neden böyle yapıyorum?”
Sonra cevap gelir:
“Çünkü yatağın içinde çok güzel bir hayat kurdun.”
Bu küçük örnekte bile insanın isteğinin ölçüyü aşması görülebilir. Dinlenmek normaldir ama bazen beş dakikalık keyif, yarım saatlik paniğe dönüşür.
Alışverişte Kontrolün Kaybolması
Bir başka örnek alışveriş olabilir.
Markete sadece ekmek almak için girersiniz.
Çıkarken elinizde:
Çikolata,
Yeni bir kupa,
Daha önce hiç kullanmayacağınız bir mutfak gereci,
“Belki lazım olur” diye aldığınız garip bir ürün vardır.
Kasiyer sorar:
“Poşet ister misiniz?”
İç ses:
“Ben aslında ekmek almaya gelmiştim ama hayat beni buraya getirdi.”
Bazen insan küçük isteklerin peşinden giderken farkında olmadan sınırı aşabilir.
Tuğyan ve İnsan Psikolojisi Arasındaki Bağ
İnsan psikolojisi oldukça karmaşıktır. Hepimiz duygularımızı kontrol etmek isteriz ama bazen duygular bizden hızlı davranır.
Kızgınlık, korku, heyecan veya hırs… Hepsi güçlü duygulardır. Sorun duyguların varlığı değildir. Sorun, direksiyona tamamen onların geçmesidir.
Bir araba düşünün. Güçlü bir motor güzel bir şeydir. Ancak direksiyon yoksa o güç tehlikeli hâle gelir.
İnsandaki tutkular da böyledir.
Çalışma isteği başarı getirir. Ama aşırıya kaçarsa insan kendini tüketebilir.
Kendine güven önemlidir. Ama aşırı gurur insanı çevresinden uzaklaştırabilir.
Sevmek güzeldir. Ama aşırı bağlılık kişinin kendi dünyasını kaybetmesine neden olabilir.
Bu yüzden tuğyan kavramı aslında insana bir denge mesajı verir.
Kendimizle Dalga Geçmek Bazen İyi Gelir
Benim en sevdiğim şeylerden biri, insanın kendisiyle biraz dalga geçebilmesidir. Çünkü bazen kendimizi fazla ciddiye alıyoruz.
İzmir’de arkadaşlarla otururken konu genellikle hayatın büyük meselelerinden başlar:
“Gelecekte ne yapacağız?”
“Daha iyi nasıl yaşayacağız?”
“Hayallerimiz ne?”
On dakika sonra:
“Bu akşam ne yiyeceğiz?”
seviyesine iner.
İnsan dediğimiz varlık gerçekten ilginç. Bir yandan hayatın anlamını sorguluyoruz, diğer yandan en büyük kararımızı hangi pizzayı söyleyeceğimiz konusunda veriyoruz.
Belki de mesele tam burada.
Hayatı tamamen kontrol etmeye çalışırken bazen kendi içimizde küçük taşmalar yaşıyoruz.
Tuğyan Kavramı Neden Önemlidir?
Tuğyan nedir sorusu aslında sadece bir kelimenin anlamını öğrenmek değildir. Aynı zamanda insanın kendi sınırlarını fark etmesiyle ilgilidir.
Bir insan ne zaman fazla ileri gider?
Ne zaman duyguları kararlarını yönetmeye başlar?
Ne zaman sahip olduğu şeyler ona sahip olmaya başlar?
Bu sorular herkes için değerlidir.
Çünkü hayat sürekli bir denge arayışıdır.
Çok az cesaret insanı yerinde saydırabilir.
Çok fazla cesaret ise düşünmeden hareket ettirebilir.
Çok az duygu insanı soğuklaştırabilir.
Çok fazla duygu ise yorabilir.
Önemli olan taşmamak değil, taştığımız zaman kendimizi yeniden toparlayabilmektir.
Modern Hayatta Tuğyan: Sosyal Medya ve Sürekli Daha Fazlası İsteği
Günümüzde tuğyan kavramını farklı bir alanda daha görmek mümkün: Sürekli daha fazlasını isteme hâli.
Daha fazla takipçi…
Daha fazla beğeni…
Daha fazla başarı…
Daha fazla para…
Daha fazla görünürlük…
Sanki hayat bize sürekli şöyle diyor:
“Biraz daha. Biraz daha. Biraz daha.”
Ama insan bazen durup kendine şunu sormalı:
“Ben gerçekten bunu istiyor muyum, yoksa herkes istediği için mi istiyorum?”
Bu soru kolay değildir.
Ben de bazen telefona bakarken kendimi yakalıyorum.
“Beş dakika sosyal medyaya bakacağım.”
Sonra bir bakıyorum, yarım saat geçmiş.
İç ses:
“Sen araştırma yapmıyordun, sadece insanların kahvaltısını inceliyordun.”
İşte küçük bir tuğyan örneği daha.
Bir şeyin hayatımızda ne kadar yer kapladığını fark etmediğimiz anlar…
“Tuğyan nedir” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Seci okurları için daha fazlası yolda!
Tuğyanı Anlamak Kendimizi Anlamaktır
Sonuç olarak tuğyan nedir? sorusunun cevabı, sadece “aşırıya kaçmak” değildir. Bu kelime aynı zamanda insanın kendi iç dünyasına bakması için bir fırsattır.
Hepimizin içinde zaman zaman yükselen duygular vardır. Kimi zaman öfkemiz kabarır, kimi zaman isteklerimiz büyür, kimi zaman düşüncelerimiz bizi yoracak kadar çoğalır.
Önemli olan bu dalgaların bizi sürüklemesine izin vermemektir.
Çünkü hayat zaten yeterince hareketli.
İzmir’in sıcak günleri, bitmeyen trafik, arkadaşların “geliyorum” deyip geç gelmesi, telefonun şarjının tam dışarıdayken bitmesi… Bunların hepsi küçük hayat sınavlarıdır.
Bazen güleriz, bazen söyleniriz, bazen de kendi kendimize “Ben yine fazla büyüttüm galiba” deriz.
Belki de insan olmanın en güzel taraflarından biri budur.
Kendi içimizdeki taşkınlıkları fark edip yeniden dengeyi bulabilmek.
Çünkü herkesin içinde küçük bir nehir vardır. Önemli olan o nehrin akışını kaybetmeden yolunu bulabilmesidir.